şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Haziran 19, 2009

Babil'in Asma Bahçeleri'nde Bir İlkyaz Akşamı...



-İzzet ve hiddet adem olana mahsustur
Modern zamanlarda vicdan suspustur-

İsyan etmelisin artık yersizcesine
Tuleytula’dan ta Çin Seddi’ne
Öfkelenmelisin olur olmaza
Birileri değil, ey ahmak şair!
Evvela sen, kahrolmanın tırmalayıcı feryadını
Bir kenara fırlatıp, dikilmelisin
Son asrın bu en büyük
Talanının karşısına.

Zira artık barutla düşmemeli toprağa
Sevda yeli değmemiş yürekler.
Başka iklimlere gebe kalmamalı
Tevekkülle güne bakan serabi çiçekler.

Fatimanın sığırlarını
Güderken Teksaslı bir çoban
Geceyi bir ‘ya leyl’le savuşturmayı
Maharet sayanlara inat
Umarsızcasına tüketilmiş ve
İğfal edilmiş bu sessizliği
Tek bir çığlıkla katletmelisin
Birileri bahsederken itidalden
Peşkeş çekerken akl-ı selimi
Pişkincesine, sen en azından
Bu toprakların doğmamış çocukları
Ve onların tüyü bitmemiş
Acıları hatrına, set çekmelisin
Bu kanıksanmış çaresizliğe

Oysa savaşa hayır demek
Yozlaşmışlıktır,
Ölüm yakınına düşmedikçe
Suya yazmaktır,
Zira korkak adamın işidir
Hiç patlamayacak bir silahın
Kapalı emniyeti ardından
Tehdit savurmak.

Gelmese de izzet sahibine
Pek de sempatik,
Şimdilerde, müstemleke ruhların
sakin limanıdır reel-politik

-ki lügat ayna gibidir her bakan için
Muradın ne ise onu görürsün
bu yüzden naifleşir anlamı kelam-ı piçin-

Kurgulanmış kitlelerin yeni tabusu,
Küresel siyasetin zafer borusu
Can çekişirken gözü önünde
Beşerin beşiği, ortanın doğusu
Serseri dudaklarında kalakalır
Medeni alemin insaniyet namına
havaya savurduğu bir küfrün
kendine hayırsız fotojenik ağusu

Yaşam bu coğrafyada
Hep bir şer ekseninin terkisinde akmıştır
Ve kısa boylu uzun gölgeli adamlar
Haremlerinin ırzına geçilmesini
Kardeşlerininkine yeğlemişlerdir
Ehven-i şerdir bu zırvanın
Fahişe ağızlardaki adı
Ölümün onursuzluğunu seçmektir
Ve de kekremsidir tadı

Gezinse de Atlantik aşırı kokular
Hoyratça Babilin asma bahçelerinde
“işlerin hayırlı olanı orta olanıdır”
Bu devirde orta olansa, kimilerince
Şirin canı tende, avare başı ise
İki omzun hemen üstünde tutmaktır

-Bu diyarda artık ne izzet kalmıştır ne de iffet
İyisi mi şair sen, avazın çıktığı kadar küfret-

18 haziran 2009
Eyüpsultan

Cumartesi, Temmuz 19, 2008

ölüm...


ölüm ki aklımı kemiren bir kurt
döner ha döner beynimin içinde...
çırpınmak nafile, yok onsuz bir yurt
hep o var, her filmin son sahnesinde...

15 temmuz 2008
islambey

küçük kıyamet...

ölünce dinermiş
ruhumdaki fırtına
med-cezirler bitermiş...
herşey aslına dönüp,
mecraını bulunca
sürgündeki kargaşa
nihayete erermiş...

bilemeden kıymeti
ziynet niyetine eğer
taşıdıysan nimeti
ansızın gelirmiş
sükûnet saati
ve koparmış kişinin
küçük kıyameti...

15 temmuz 2008
islambey

içimdeki hara...



bir yıldız gibi usulca
gökten kaybolmak
yahut kaçmak her şeyden
biteviye ve mahzun
ansızın bir yalan gibi
semaya savrulmak
meleklerle omuz omuza
yağmur olup yağmak…

kapılarını açtım
içimdeki haranın
atlarım özgür şimdi
başıboş koşturmakta
maviye hasret kalmış
deli taylar gibi,
katıp önüne rüzgarı
ufka doğru kaçmakta…

her nal yüreğimde
bir yaraya basmakta
bastıkça her anıdan
etrafa umutsuzca
bir ahh savrulmakta…
çaresiz eyvahlarım
keşkeler dudağımda
itidal çekip gitmiş
akl-ı selim firarda…

kulağında çınlayan
bu naçar kalmış ahlar
sayısız günahımın
fidyesi olsa keşke
giriftlerim gibi
ahlarım da gün gelip
bir atın terkisinde
o köprüden geçerken
“işte emanetin” der gibi
önüme düşmese keşke…

bedeli var elbette
yaptığım her hatanın
yargısız infaz etme
zira hikayesi var
açtığım her yaranın…
bilirsin hiç bitmediğini
bendeki bu saranın
dur hemen yüz çevirme
isteğim az da olsa
silinmesi alnımdaki karanın
yetmese de aklanmama
istifra edilmesi
bu asırlık safranın
bir nebze olsun
bırak da
mutmain olayım…

sakın sanmayasın ki
unutturmak her şeyi
ve affettirmek amacım
bil ki hiç yaşamadım
neresinden dönersen
kardır diye zararın
ki zaten farkındayım
hangi köşeyi dönsem
karşımda alaca bir at
ve ben zarardayım…

sen de sıyrıl gel artık
güneşten, aş geceyi,
gir düşüme, arındır
bir ışık gibi
boğmadan bu keşkeler
beni…
ve yakmadan
hükümsüzce tüm
iyi niyetlerimi…

20 temmuz 2008
islambey

Pazar, Temmuz 13, 2008

siyah gözlerinden elmas yapmışlar...



ateş yutar çocuklar,
kan ve barut…
ölüm “ölü”mü kovalar…

işinin ehli marangoz,
“abi birinci kalite bu tabut”

yahut;

koca koca adamlar,
allı pullu kadınlar,
zümrüt ve yakut…

samimiyetini yitirmiş,
safiyeti asimile etmekte
mahir bir tezgahtar,
“abla som altından
işlemeli bu anahtar”

hanım abla mağrur
“inşallah cennetin
kapısını da açar…”

umut, umut, umut…

bizim ruhumuz köleleşmiş
zeytin gözlü çocuk…
senin bedenin…

bırak, siyah gözlerinden
elmas yapsınlar…
baklava çaldın diye
darağacına assınlar…
üç gün üç gece,
ardından bakıp,
fırsat buldukça magazinden
kaşlarını çatsınlar…

dedim ya çocuk,
bırak oturdukları yerden
yaftalasınlar…
sadaka niyetine yardım yapsınlar
eş dost sohbetinde
caka satsınlar…

sakın bel bağlama,
markadan gayrısını
başına bağlamayan
o modern ablalara
ve onların
cüzdan niyetine
yanında taşıdıkları
“pirezantabıl”
adamlara…

inan, yakardım
bu şehri çocuk…
hiç yüksünmeden,
hem de hiç gocunmadan…
olmasaydı o siyahtan da
siyah gözlerin…
zalimleri kudurtan o
engin merhametin…

her şeye rağmen,
“güzel günler göreceğiz”
dedin ya…
helal olsun sana,
helal olsun imanına
be çocuk…

adın teröriste çıkmadan
çekip gitmelisin…
ve bilmelisin ki…
kazanan sensin aslında
kaybeden biz…
rab katına çıkınca
taşımak için senden bir iz
kalbindeki imandan
bana da verirsen,
kanım helaldir sana,
canım feda, ey! Aziz!

umut, umut, umut…

hal böyle çocuk,
sen yine de
umudunu sıkı tut!
Unut bizi çocuk
Unut!
Rabbim bizi uyutmadan,
Sen bizi unut!

14 temmuz 2008
islambey

Sayın Bayım!

Sayın bayım,
Hayır! Siz daha iyi bilemezsiniz!
Reel-politik uğruna, adi bir denklemin,
Kıytırık bir bilinmeyeni,
Olmayacağız biz…

Bizler gıyabi cenaze namazı
Kılmaya devam edeceğiz
En azından…

Ehven-i şer sanmayın, sayın bayım!
Bizimkisi saf tutma telaşı sadece…
Her el, sıktığı eli bildirir elbet bir gün!
Varın, gerisini siz düşünün!

Bu arada kusura bakmayın,
Kıyafetim “pirezantabıl” olmayabilir!
Kravatımı unutmadım! Hayır!
Ben sadece sizin kabileden değilim,
Hepsi o kadar!

25 mayıs 2008
islambey

Cumartesi, Temmuz 12, 2008

umut...

umut fakirin ekmeği
demiş gureba...
biz şimdi ne zenginiz
ne de fukara...

21 eylül 2005
ankara

sürgün...

cennetten sürülmüş
cehennemi bir narsın
artar eksilmez kederin
yaşadıkça yanarsın
ne başkasına yarsın
ne kendine yarsın
her tükenişinde
bir kez daha anlarsın
bu fani konuklukta
anlaşıldığın kadarsın

25 ekim 2005
Eyüpsultan

kar...

İstanbul'a kar yağıyor, sen yoksun
ne yapsın bu yoksul senden yoksun…

14 şubat 2005
Eyüpsultan

çoğul monolog...

Bari sen anla
Niçin kaçtığımı…
Anlamasan da
Hoş gör yalnızlığımı…

-böyle yaşanır mı (?) da ne demek…
peki söylesene,
sence yaşam ne demek…

-hiç sormadın demek kendine…
rüzgara mağlup yapraklardan
düşünmedin farkın ne…

öyleyse nedir derdin benimle
kurtarmaya geldin belki de…

boş ver beni
boş ver dediklerimi…
sen devam et
kaldığın yerden
sahte yaşamlarla
sahte yaşam mücadelesine…

21 aralık 2005
Ankara

farkında mısın...


giderek vazgeçilmezim
oluyosun
farkında mısın...
hergün biraz daha
bağlanıyorum...
oysa sen bu sevdada
taraf bile değilsin
terazinin her yanında
ben varım...
yıkıkken yokluğunda
hep bir yanım
denk gelmez bir yarıma
diğer yarım...

süregelen bir hazandır
yaşadığım
biteviye bir
yaprak dökümü...
asi rüzgarlara teslim
bir sevda...
sürüklendiğim
hep sensin
farkında mısın...

8 aralık 2005
eyüpsultan

a'raf...

bir yıldız daha kaydı semadan
bizim gibi hiç umursanmadan

bir bulut içini döktü arza
hüznümüzle titrerken arş-ı ala

uzaklarda bir çocuk hıçkırdı
hıçkırığına boğuldu dünya

oturup hayatın kıyısına
çektik vicdanımızı sorguya

derken kapıldık biz de hazana
öylece kalakaldık a'raf'ta

5 mayıs 2005
Ankara

bozkır ıslığı...

Benimki okyanusa kayıkla çıkmak gibi,
Hayat hep çelişki getirmekte beraberinde.
Ne çok şeyi değiştirecekken belki de,
Şimdi yaşamın kıyısındayım sükut içinde.
Kimseye değmesin hüznüm diye,
Gülümsüyorum acizce herkese...

Hatırlanmak istiyorum, unutarak
Hatırlanmanın önce unutulmak olduğunu...
Derken, bir bozkır ıslığı fısıldıyor,
-Beceremiyorsan çek git diye
Ve unutma diyor
Sen isteyerek geldin bu hale!

7 aralık 2004
Ankara

menzile dair...

bir menzil umudu var mı ırakta
hayat bir çöl de biz serapta mıyız
tam da belirmişken zafer ufukta
niçin yaklaştıkça kaybolmaktayız

29 mart 2005
Ankara

hüzün nameleri...

I
Geçtiğim yerleri sarsan hayallerim yok artık
Hepsini hüzne sattım dün gece
Anlat açılırsın diyorlar bana
Kendimden sakladıklarımı nasıl diyeyim size

II
Yenilmeye mahkum bir çocuk gibiyim
Kaybolmuşum zifir karanlıklarda
Belki her şeyi bırakıp kaçmalıyım
Hüznüm miras kalmalı yarınlara

III
Yarım kalmış bir şiir gibiyim şu hayatta
Yalnız hüzünlerim dimdik ayakta

5 kasım 2004
Ankara

ve sair...

hiçbir acı sonsuza değin sürmez
yoksa nasıl yaşardı bunca şair
demek ki yok aslında vazgeçilmez
varolan hüzün gözyaşı ve sair...

1 mart 2005
Ankara

son kale...

hele bir perdeyi çek de
aç pencereni, gör
sahte zaferleriyle mağrur
insan selini...

suratlarında mütebessim
maskeleri, kararmış kalpleriyle
gelirler seni de ikna etmeye;
unutma sen son kalesin
düşmeyecek direneceksin!

bil ki sen gidersen
bir daha yağmayacak
yağmur meleklerle
ve Habil'in tüm çocukları
çekip gidecekler
bir daha hiç
gelmemecesine…

14 nisan 2005
Ankara

Hayat-Memat

Kafiyeli bir şiirin
Huzuruna inat
Serbest vezinde
Akarken hayat
Geriye kalan
Birkaç şaşkın surat...

-ki ızdırap içinde
ararken bir bahane
karşına çıkar fıtrat...

döner yaşlı ihtiyar
koca sarkaç elinde
bir ucunda elmazede...
memata inat hayat
güler yaşlı ihtiyar
hayata inat memat...

24 mayıs 2008
islambey

imza

bir imzanın arkasında ihanetten saklanırım
gece güne dönerken bir umut; aklanırım...

23 haziran 2008
islambey

inşirah

yağmur yağsa yine
semadan meleklerle
yürürken sahilde
inşirah dilimde
ellerim cebimde
bir an baksam göğe
yüküm hafiflese
gitsem meleklerle...

23 haziran 2008
islambey